• Home
    • Lifestyle Posts
    • Blush Love
    • Hauls
    • Tags
  • About
    • About Me/Coming Soon
  • Search

Her Makeup Diary

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Herkese iyi pazarlar!
Geçtiğimiz günlerde Herşeyden Bir Tutam'ın blogunda okuduğum bir posttan etkilenerek yazıyorum bu entry'yi. Kendisi İnstagram'da başlayan "The Balm Aşkı" tagini bloguna taşımak istemiş, ne kadar iyi bir fikir diye düşündüm bende, özellikle benim gibi bir The Balm hastası için! Blogumun yarısı The Balm ürünlerinden oluşuyor zaten! Ama ne yapayım, Türkiye'deki drugstorelarda The Balm ile yarışacak kalitede bir marka bulmak nadir bir durum...


Bu postta şimdiye kadar The Balm'dan aldığım ve en çok beğendiğim ürünleri paylaşmak istedim. Uzatmadan ürünlere geçelim.
"Meet Matte Nude" içinde tonları sıcaktan ve soğuğa, renkleri kahverengiden lilaya değişen 9 farı barındıran bir palet. Her makyajımda kullanıyorum desem yalan olmaz. Mat far bence kalitesizliği en rahat gösteren bitiş çeşitlerinden biri. Sedefli farlar genelde hep daha "kaliteli" geliyor bana. Fiyatı ne olursa olsun, berbat bir sedefli farla karşılaştığım nadirdir. Ama mat farlar... Şimdiye kadar tozutan, iyi pay-offu olmayan o kadar çok mat far aldım ki... Neyse ki Meet Matte Nudeki farlar o farlardan değiller. Bu arada bu palet, The Balm'ın daha önce çıkartdığı, çok daha küçük boyutlu olan "Meet Matte"in ikinci bir versiyonu. Diğer palet elimde olmadığı için bir karşılaştırma yapamayacağım ne yazık ki...


Meet Matte Nude'a dönecek olursak, kendisini her makyajımda kullanmamın nedeni sadece farların kalitesi değil, renklerin skalasının geniş olması aynı zamanda. Gerçekten neredeyse her göz makyajına uyacak renk var bu palette. İlk bakışta farlardan bazıları Nude Tude paletindeki farkların tekrarı gibi geliyor ama aralarında ufak nüanslar var. Örneğin buradaki "Matt Wood" rengi palette Nude Tude'daki "Sleek" ile aynı renkmiş gibi görünse de, elinize veya gözünüze sürdüğünüzde Matt Wood'un daha açık bir kahverengi olduğunu görebiliyorsunuz. Diğer benzettiğim (ancak yine de aynı olmayan) far çifti ise "Matt Garcia" ve Nude Tude "Sexy." Fakat Sexy çok daha kırmızı bir kahverengi. Yani demek istediğim kısaca şu: elinizce Nude Tude varsa Meet Matte Nude'u almaktan çekinmeyin, çünkü hiç de benzer değiller. Hatta almanızı tavsiye bile ederim, çünkü Meet Made Nude'daki farlar, Nude Tude'daki sedefli farları çok iyi tamamlayacaktır. 

Matt Singh - Matt Wood - Matt Rosen - Matt Johnson - Matt Garcia - Matt Malloy
Flaşsız çektiğim swatch fotoğraflarında her farı iki kat sürdüm ve baz kullanmadım. Sürme sıram biraz ters gelebilir, ancak en çok kulladığım sıradan, yani orta sıradaki farlardan başlayarak sürdüm.

Matt Abdul - Matt Lombardi - Matt Hung

Sıradaki ürün ise aslında daha yeni sayabileceğimiz, benim de yaklaşık bir ay önce aldığım - fakat yine de hemen favorilerim arasında girmeyi başarabilen - "Autobalm", yani ehliyet temalı yüz paletleri. Bu paletlerin iki rengi var ve bendeki Anita Newcar rengi, yani Hawaii'den olanı. (Diğer palet ise California'dan Ivana Movefast'e ait.) Ne yalan söyleyeyim,  ben bu paleti içindeki allığın rengi için aldım fakat allık da dahil, paletteki hiç bir ürün beni hayal kırıklığına uğratmadı. Yine her ürünün pay-offu çok iyi ve gayet kalıcılar.


Ben paletteki ürünlerden en çok allığı ve highlighter'ı kullanıyorum; ancak sedefli bir gri/pewter rengindeki gözkapağı farı ve mat bitişli kopkoyu bir mor olan crease farı da gayet güzel. 
Allığa gelirsek kendisi tam "bublegum pink" diye tarif edilen canlı pembelerden. (Gerçi nedense fotoğraf makinem bu allıktaki sarı alt tonları öne çıkarmakta ısrar etti.)
Highlighter ise öyle bir highlighter'dan normalde beklediğimiz gibi simli, sedefli bir dokuya sahip değil. Kendisi tam tersine (neredeyse) mat. Ama ilginç bir şekilde, sürdüğünüzde uyguladığınız bölge neresi ise orayı çok güzel aydınlatıyor. Ben bu highlighter'ı en çok brow bone adı verilen kaş kemiği bölgesinde ve burnuma contour yaparken, burnumun kemik ve tip noktalarında kullanıyorum.
Autobalm Anita Newcar'ın swatch fotoğraflarını biraz sonra bahsedeceğim No Money, No Honey overshadow ile birlikte çektim, fotoğraf kalabalığı oluşmasını engellemek için. (Hahah, ironiye bakar mısınız?! Yine gereğinden fazla fotoğraf ekledim ama olsun, çaba göstermem de bir şeydir yani!)

No Money, No Honey Overshadow - Anita Newcar Blush - Anita Newcar Highlighter - Anita Newcar Lid - Anita Newcar Crease
Evet, sıradaki ürün The Balm'ın "overshadow" olarak adlandırdığı toz farlarından "No Money, No Honey." 
The Balm Sexpot Overshadow - No Money, No Honey
Aslında blogda yine bu overshadowların bende olan diğer iki renginden bahsetmiştim, ve o postta söylediğim her şey bu renk için de geçerli. Fakat No Money, No Honey rengi benim için daha fazla avantaja sahip. Öncelikle altın ve şampanya (altın daha ağır basıyor) tonlarında yansılmaları olan bu far, "Work Is Overrated" ve "If You're Rich, I'm Single" (bendeki diğer iki renk) kadar parlak değil, bu da onu günlük kullanım için daha uygun yapıyor. Ve nedense No Money, No Honey de daha az dökülme (fallout) yaşıyorum. No Money, No Honey'yi genellikle tearduct (gözyaşı bölgesi?) bölgemde kullanıyorum, yani ürünlerin tasarlandığı amaçlarına uygun olarak diğer farların üzerinde değil. Bir de sanki Nikkie Tutorials'ı bir kere bu farı highlighter olarak elmacık kemiklerinin üst kısımlarına sürdüğünü görmüştüm sanki ama hafızam beni yanıltıyor da olabilir. (Büyük ihtimalle yanıltıyor.)

The Balm Sexy Mama Translucent Powder
Postta bahsedeceğim en son ürün yukarıda resmini gördüğünüz "Sexy Mama" translucent (transparan?) pudra. Bu ürün aslında bende uzun süredir var, ve sürekli başka pudralar denesem de eninde sonunda buna geri dönüyorum. Örneğin en son denediğim Make Up For Ever'ın HD serisindeki pressed transparan pudrasından çok daha başarılı. Bence bu pudranın başarısı diğer pudralar gibi beyaz olmamasından geliyor. Sürdüğümde bitişi gerçekten transparan, yani gözle görülemiyor ve beyazımsı bir gölge bırakmıyor yüzümde. Hiç bir zaman cakey (kalıp gibi?) durmuyor ve makyajımı çok iyi set ediyor. Fakat bunu göz altlarımı sabitlerken kullanmıyorum. Göz altlarımı sabitlemek için daha sonraki postlarda bahsedeceğim, daha başarılı bir ürün buldum.
Bugünkü post gereğinden uzun oldu, ama uzunca bir süre yazmamanın acısını çıkartmak istedim sanırım. Bir sonraki entryde görüşmek üzere!


Herkese merhaba! Aslında uzuuuuun bir süredir post yazmıyordum (ve yazmamaya karar vermiştim) ama bu postta bahsedeceğim üründen öyle etkilendim ki, hakkında bir şeyler yazmadan duramadım!
Neyse, bugünkü konumuza gelecek olursak, beni tanıyan bilir, hiçbir makyajımı takma kirpik olmadan tamamlamam. Sıradan bir günün makyajını yapıyor olsam bile, takma kirpiklerim her zaman rutinimin bir parçasıdır.
Evet biliyorum, kendi kirpiklerime çok zarar veriyor ama (bu benim kirpiklerimi çıkartırken üşenerek yaptığım hatalarla da ilgili tabii) açıkçası kat kat rimel sürmek yerine kirpik takmayı tercih ediyorum. Hem uygulaması (benim için) daha kısa süre alıyor, hem de daha dramatik bir görüntü veriyor.


Tabii bütün bunları anlatmamın bir nedeni var ki, o da makyaj yapmaya başladığım 18 yaşımdan bu güne kadar geçen süre içerisinde bayağı bir takma kirpik topladığımı ve bu konuda farklı deneyimler yaşadığımı belirtmek istemem. Takma kirpikler hakkında tam olarak bilirkişi değilim ama iyi kötü bir şeyler biliyorum diyebilirim bu konuda sanırım. :D
Postun konusuna gelecek olursak, bu Velour Lashes takma kirpikleri ilk olarak birkaç Youtube gurusunda görüp  "Nedir bunlar? Farkları ne ki?" demiştim. Daha sonra Velour Lashes'ın internet sitesine girip baktığımda kirpiklerin vizon (mink) tüyünden yapıldığını ve 25 defaya kadar kullanılabileceklerini okumuştum. Açıkçası fiyatı bir çift takma kirpik için bayağı saçma gelmişti ama, içimdeki alma isteğine karşı gelemedim maalesef! :S (Bu arada şunu da burada belirtmek isterim ki, kirpikler vizon tüyünden olsalar bile cruelty freeler.)


Velour Lashes'ın bendeki kirpikleri "Girl You Crazy" adını taşıyor. (Ki benim Velour Lashes hakkında en sevdiğim unsurlardan biri de bu; ürünleri pazarlarken kullandıkları dilin ve buna paralel olarak kirpiklerin adlarının çok eğlenceli olması!) Bu kirpikler, şimdiye kadar kullandığım sentetik veya insan tüylü kirpiklerden çok daha koyu renkli duruyorlar. O kadar siyahlar ki, bunları takınca normalde koyu kahverengi olan göz rengim açık kahverengiye dönüyor, ki bu iyi birşey benim için! :D
Kirpikleri şimdiye kadar sadece 2 kez kullandığım için "25 defaya kadar kullanım" iddiası hakkında bir yorum yapamayacağım. Ancak kirpik bandı o kadar kalın ki, kirpiklerin uzun ömürlü olacağını öngörmek zor değil. Bandın kalın olmasının en büyük dezavantajı ise kirpiklerin gözde gereğinden fazla ağırlık yapması ve kirpikleri çıkartırken bandın gerçek kirpiklere daha fazla zarar vermesi.


Bu kirpikler açıkçası yumuşaklık ve esneklik açısında daha önce kullandığım takma kirpiklerden farklı değil. Benim için bu kirpiklerin farklı yanı, değişik dizaynlara sahip olmaları ve renklerinin şimdiye kadar gördüğüm en koyu siyah olması oldu.
Yine de bu kirpikleri her gün takabilirim diyemeyeceğim. Günlük makyajımda gözümde daha az ağırlık yapan ve çıkartırken kendi kirpiklerime daha az zarar veren Ardell'in Invisibands kirpiklerini kullanmaya devam edeceğim.
Post daha fazla uzamadan özetlemem gerekirse, Velour Lashes kirpiklerimi sevdim, ancak onları sadece özel günlerde kullanmayı planlıyorum. Kirpikleri Velour Lashes'ın kendi sitesinden 35 Dolara aldım. (Merak edenler için belirtmem gerekirse de shipping bedavaydı ve kirpiklerin bana ulaşması iki haftayı buldu.)
Görüşmek üzere!

Herkese yeniden merhaba! Bir önceki postum gibi bu da, gördüğünüz gibi, dudak ürünleri kategorisinde. Aslında böyle gloss/lip lacquer tarzı likit şeyleri kullanmayı pek sevmiyorum ama son günlerde alıştığım makyaj rutinlerinin dışına çıkmaya çalışıyorum, bu glosslara (gerek günlük makyajımda, gerek bu blogda) yer vermemin nedeni de bu sanırım.
Bu Balm Shelter'ları aslında Türkiye'deyken, Gratis'ten almıştım ve uzun süre hiç kullanmadım. Ama durum yaklaşık bir ay öncesine kadar değişti ve her ne kadar Balm Shelterlar için deli olmasam da, performanslarından gayet memnun kaldım diyebilirim.


Balm Shelterların bendeki renkleri Daddy's Girl (bir ad daha ne kadar şeker olabilir) ve Dream Girl. Daddy's Girl içinde sedef/ışıltı bulunmayan bir pembe ve Dream Girl ise sedefli bir nude (ancak dudaklarda aşırı simli/parlak durmuyor, ki bu iyi bir özellik). İki gloss'da gayet sheer yapıda, bu nedenle layering (dudak kaleminin/rujların üzerine uygulamak) için gayet uygunlar.
Balm Shelterların en sevdiğim yanı ise yapışkan olmamaları.
Bir de, söylemeden geçemeyeceğim, meyveli koksusu (daha spesifik olmak gerekirse muz/karpuz karışımı birşey olduğunu düşünüyorum) tam anlamıyla muh-te-şem! Sahip olduğum en güzel kokan dudak ürünü bu bence. :)

Dream Girl - Daddy's Girl
Bendeki iki Balm Shelter'ın da aplikatörü farklı, çünkü Dream Girl'ü almamdan Daddy's Girl'ü almama kadar geçen süre içerisinde TheBalm aplikatörleri yeniledi. Ama eski aplikatörü (Dream Girl'deki) yenisine tercih ederim çünkü fırçalı aplikatörün tek seferde daha fazla ürün topladığını, bu nedenle uygulamanın daha kolay olduğunu düşünüyorum.
Bir de, Balm Shelterlar SPF 17 içermeleri nedeniyle yazın kullanmak için gayet uygun görünüyorlar.
Postun sonuna gelirken fiyatları hakkında bilgi veremediğim için üzgünüm, çünkü ikisini alalı uzun zaman oldu ve fiyatlarını maalesef hatırlamıyorum. Ancak 20 TL'den pahalı olamazlar diye tahmin ediyorum.

Dream Girl - Daddy's Girl
Yukarıdaki swatch fotoğrafında glossları iki kat uyguladım ve fotoğrafı gün ışığında, flaşsız çektim.
Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar, bir sonraki entryde görüşmek üzere! :)

<a href="http://www.bloglovin.com/blog/3720702/?claim=pybv637xbsy">Follow my blog with Bloglovin</a>

Merhabalar!
Evet, evet. Bu entry için biraz(!) geciktiğimin farkındayım ama - insert random excuse here - son iki aydır hiç zamanım olmadı maalesef...
Neyse, asıl konuya dönecek olursak, Rimmel Apocalipsleri yaklaşık iki ay önce Anttila'dan almıştım ve  bir önceki posttan bugüne kadar geçen süreç içinde hepsini deneme şansı buldum.
Rimmel Apocalips "Lip lacquer" (talihsiz bir Türkçe çeviri girişiminde bulunarak "dudak cilasi" diyorum.) dediğimiz ürün kategorisine giriyor. Yani bir gloss gibi likit yapıda, ancak bir ruj kadar pigmentli ve yoğun. Bu kategoriye giren bildiğimiz diğer iki ürünse YSL'in Vernis a Levres ve L'oreal'in Shine Caresse'i (bu ürün TR'de var mı bilmiyorum). 


Diğer iki ürünü de denemediğimden bir karşılaştırma yapamayacağım. Ancak Apocalips'lerin kendisi için konuşmam gerekirse, bu lip lacquerlerin performasından gayet memnun kaldım diyebilirim. Tek bir sorun dışında; Apocalipsler'i her sürdüğümde en az bir kere peçeteyle blot etmem gerekiyor yoksa iki saniye içinde dişlerime bulaşıyorlar.

Apocalipslerin renklerinin her ülkede aynı olduğunu düşünsem de, Finlandiya'da ürünlerin adları farklı verilmiş. Benim aldıklarım (yukarıdaki resimde sol baştan sayarsak) Big Bang, Apocaliptic, Nova, Luna ve Phenomenon.
Rimmel Apocalipsler dudaklarımda reapply (yeniden uygulamama) etmeme gerek kalmadan 4-5 saat kadar kaldı. İlk sürüldüğünde daha parlak bir finishi varken, bir süre sonra daha mat bir hali alıyor. Bir şeyler yiyip içtikten sonra yeniden sürmediğimde ise daha çok stain gibi bir duruşu oldu dudaklarımda. 


Apocalipslerden en sevdiğim renkler ise Luna (şeftali tonlarında bir renk) ve Nova (ne çok açık ne de çok bright olmayan bir pembe).
Renk tanımlarım fazlasıyla başarısız olduğundan aşağıdaki swatch fotosunun daha iyi fikir vereceğini düşünüyorum. Fotoğrafı her zamanki gibi gün ışığında, flaşsız çektim.

Big Bang - Apocaliptic - Nova - Luna - Phenomenon
Evet, Rimmel Apocalips hakkında söyleyeceklerim şimdilik bu kadar, bir sonraki entryde görüşmek üzere!

Merhaba!
Daha Türkiye'de satışa çıktılar mı bilmiyorum ama Rimmel Apocalips'in methini bloglarda bir süredir duyuyordum ve sonunda (spesifik olmak gerekirse geçen hafta itibariyle) Finlandiya'ya da geldiler. Yaklaşık bir aydır Anttila'ya (Finlandiya'daki bir drugstore - bizim Gratis gibi) gidip-gelmelerimin sonucu bunları görünce nasıl mutlu oldum bir bilseniz! Yakaladığım ilk güneş ışığında birkaç fotoğraf çekebildim, şimdi geriye test etmek kaldı. Ancak şimdilik şunu söyleyebilirim ki ilk izlenimlerim gayet iyi! :)
Bir sonraki entry'de görüşmek üzere!
 

Herkese merhaba!
Bugün blogda TheBalm'ın Sexpot Overshadowlarına yer vermek istedim. Zira bu küçük toz farların maalesef hakettikleri kadar ilgi görmediklerini düşünüyorum.
Toz far dedim ama bu ad tam olarak doğru değil. TheBalm'ın internet sitesinde bu ürünün göz farlarının üzerine sürülmek için tasarlandığı belirtiliyor, bu nedenle ben de sexpotları tek başına kullanmıyorum. Zaten renk açısından fazla konstantre olmadıklarından tek başına kullanmanın iyi bir sonuç vereceğini düşünmüyorum.


Bendeki renkler "Work Is Overrated" ve "If You're Rich I'm Ringle". (Bu arada ürünlerin tasarımı ve isimleri çok şeker.)
İki renk de (ve tüm Sexpot serisi) fazla ışıltılı, bu nedenle mat farları tercih ediyorsanız Sexpotları tavsiye edemeyeceğim.
If You're Rich I'm Single kurşuni tonlarında bir kahverengi, bunu kahverengi veya koyu mor farların üzerinde kullanıyorum. Work Is Overrated ise çok açık pembe ışıltılı bir renk (TheBalm'ın sitesinde shimmering pink champagne olarak geçiyor) ve bu rengi göz pınarlarımda kullanmayı çok seviyorum. Gözlere bright bir görünüm vermede çok başarılı. Göz pınarlarında beyaz far veya highlighter kullanmayı seviyorsanız bu ürünü de denemenizde fayda var derim.


Bu arada Sexpotları kullanırken fırçayı Fix+ veya türevi bir spreyle ıslatmak da uygulama açısından büyük kolaylık sağlıyor, zira fallout ihtimali bu şekilde minimuma iniyor.
Evet, Sexpotlar gereksiz gibi geliyor kulağa ilk başta ama ben bu ürünleri versatile oldukları için ve sahip olduğum diğer göz farları ile değişik kombinasyonlar yaratmamı sağladıkları için seviyorum.
Swatch fotolarından yine ilkini flaşsız, ikinciyi ise flaşlı çektim.



Açıkçası ben bunları netten aldığım için (Maalesef Finlandiya'da TheBalm satılmıyor, Gratis'i özledim yahu!) TR fiyatları hakkında bir fikrim yok.
Bir sonraki entryde görüşmek üzere!
Herkese tekrardan selamlar! Bloguma verdiğim uzuuuuuuuun bir aradan sonra yeniden devam etmeye  karar verdim. Öncelikle, evet, utanç ve suçluluk duyguları içerisindeyim fakat bunları hakediyorum da. Ara vermeden önce ufak da olsa bir duyuru yapmam gerekirdi, en azından okuyucularım için. Fakat yapmadım, yapamadım. Zira gayet spontane olmuştu verdiğim bu karar.
En son entrymi yazdığım nisan ayından bu yana öyle çok şey değişti ki! Bloguma da yansır mı bu bilmiyorum ama en azından verdiğim uzun aranın bir bahanesi olarak bunu belirteyim dedim.
Şu anda, Türkiye'de geçirdiğim iki seneden sonra, yeniden Finlandiya'dayım. Bir de ağustos 2013'ün sonu gibi yine Türkiye'ye dönmem gerekecek olmasa herşey iyi gidiyor diyebilirim bu aralar.
Nisandan bugüne geçen zaman içerisinde Pinterest'de bir hesap açtım aynı zamanda. Takip etmek isteyenler için link burada.
Eski sıklıkta yazabilme imkanım olur mu bilmiyorum ama şu anki amacım blogu olduğunca canlı tutmaya çalışmak.
Bu posta geçen zaman içerisinde neler yaptığım hakkında size fikir vermesi için birkaç resim ekliyorum, onun dışında güzellikle ilgili postlarım yakın zamanda blogda yine yer alacak. Şimdilik görüşmek üzere.

Geçtiğimiz ilkbahar zamanımın büyük çoğunluğu yine Cihangir taraflarında geçti. Ve evet, adını hatırlayamadığım ikinci el dükkanında gördüğüm bu telefon için adam öldürebilir(d)im!


Nisandan bu güne alışveriş yapmaktan geri kalmadım tabii...


Deniz kestanelerinden nefret ediyorum. Ama geçen yaz da başıma bela çıkarmaktan eksik kalmadılar.


Biricik okulumun resimini koymasam post eksik kalırdı. :)


Benim gibi obur bir insanın - hele Finlandiya'nın soğuğunda - kahvesiz, muffinsiz yaşaması mümkün olmuyor tabii. Bu arada, kağıttan ne okuduğum hakkında hiçbir fikrim yok, ilginç birşey olmalı zira.


Karşı komşu Stockholm'den bir-iki kare eklememek olmazdı. 



Ah, ah! Şu baykuşu almadığım için öyle pişmanım ki! Yakın zamanda İsveç'e yolu düşen olursa diyeceğim ama yok, yok, hayal görüyorum.


Post fazla uzamadan burada bitireyim. Yeniden yazmak gerçekten güzel, tekrar hoşbulduk! :)


Selam! Bugün, şurada da bahsettiğim üzere almak istediğim ve hakkında çok heyecanlı olduğum Viva Glam Nicki rujdan bahsetmek istiyorum. Öncelikle Viva Glam rujlardan elde edilen gelirin tümünün MAC'in AIDS Fund'a aktarıldığını belirteyim. Bu (elde edilen gelirin %100'ünü aktarmak) pek görülmüş birşey değil, o nedenle MAC'i tebrik etmek gerekir.
Bu arada, anlayamadığım bir konu var: Neden rujun ABD'de satılan paketinde Nicki'nin imzası var da Türkiye de satılanlarda yok? Viva Glam Gaga rujlarda böyle bir faklılık yoktu mesela.


Viva Glam Nicki şimdiye kadar görmedğim bir pembe renge sahip. Piyasada çok fazla pembe ruj olduğunu düşünürsek, bu Viva Glam Nicki'yi - en azından benim için - unique bir ruj yapıyor. Karşılaştırmak gerekirse, Viva Glam Nicki mağazada swatchladığım Force of Love ve Watch Me Simmer rujların yanında tam bir bubblegum pembesi gibi duruyor. Force of Love daha koyu bir pembe gibi ve Watch Me Simmer daha "coralımsı" bir pembe gibi duruyor. Hepsi çok güzel rujlar, ancak ben aralarından en çok Viva Glam Nicki'yi sevdim.
Viva Glam Nicki, satin finishe sahip. Yani ne çok parlak, ne de çok mat - ikisinin ortasında bir yerlerde. Bulunduğunuz yerin ışığında göre daha mat veya daha parlak durabiliyor, swatch fotoğraflarında daha iyi görebilirsiniz bu bahsettiğim durumu.


Kalıcılık yönünden ise orta seviyede diyebilirim. Hiçbir şey yemediğim (fakat birşeyler içtiğim) takdirde 5-6 saat dayanıyor. Rujun başarılı yanlarından biri ise - en azından bende - feathering ya da bulaşma yapmaması. Ruju test ettiğim gün çok yorgundum ve bu rujla 1-2 saat yattım (evet, garip bir insanım!). Uyandığımda ruj yanaklarıma veya yastığıma bulaşmamıştı, ki bu müthiş birşey!
Dudak çizgilerine dolma yapıyor biraz ama çok da rahatsız edici bulmadım. Kuruluğu da aynı şekilde. Aşırı rahatsız edici bir kuruluk yapmadı ama bu ruju kullanmadan dudaklarımı normalden fazla nemledirme gereği duydum.


Yukarıdaki swatchı direkt günışığında - flaşsız - çektim ve iki kat sürdüm.
Aşağıdaki swatchı ise doğal ışıkta, yine flaşsız çektim.


Viva Glam Nicki'yi MAC'ten 45 TL'ye almıştım ve limited edition değil diye biliyorum. Yine de sürekli satışta olur mu emin değilim.
Bir dahaki entryde görüşmek üzere, herkese iyi haftasonları!
  • Older posts →
  • ← Newer Posts

Arsiv

  • Aralık 2014 (2)
  • Kasım 2014 (1)
  • Ocak 2014 (1)
  • Nisan 2013 (2)
  • Şubat 2013 (1)
  • Ocak 2013 (1)
  • Aralık 2012 (1)
  • Nisan 2012 (8)
  • Mart 2012 (10)
  • Şubat 2012 (7)
  • Aralık 2011 (1)
  • Ekim 2011 (5)

Follow My Blog

Follow via Google Friend Connect

About Me

Helin
Hi! I'm Helin; a 23 year old make up, Finland and kitty fan from Istanbul, Turkey. In this blog, I share my "makeup adventures" with you. (And sometimes daily adventures too!)

Social

Instagram - Coming Soon

E-Mail

thehermakeupdiary@gmail.com

Popular Posts

  • TheBalm Stainiac
    Selam! Bugünkü entry'nin konusu Kadınlar Günü indiriminde Gratis'ten aldığım TheBalm Stainiac adlı lip/cheek stain. Bu stain ola...
  • Guerlain Parure Aqua Foundation
    Merhaba! Bugün, artık bir fondöten postu yapmamın zamanının geldiğini düşündüm ve en sevdiğimden başlayayım dedim. Aslında "en sevdi...
  • Garnier BB Cream
    Selam! Bugün, Garnier'in çok popüler bir ürünü olan BB kremine yer vermek istedim blogda. Garnier BB Cream'in reviewını yazmam bi...
  • The Balm Girls Lipsticks
    Selam! Herkese iyi haftalar, benimkisi  - midterm haftası nedeniyle - çok iyi geçecek gibi görünmese de. Bugün size geçen haftalard...
  • Make Up For Ever HD Series Reviews (2)
    Merhaba! Bir önceki postta kaldığımız yerden hızla devam edelim MUFE HD allık ve sıkıştırılmış pudra ile! İlk olarak "Make Up For ...
Labels
  • Allık (4)
  • Bobbi Brown (1)
  • Chanel (1)
  • Dior (3)
  • Falsies (1)
  • Garnier (2)
  • Gratis (9)
  • Guerlain (1)
  • Highlighter (1)
  • MAC (3)
  • NARS (2)
  • Renkli Nemlendirici (1)
  • Rimmel (2)
  • The Body Shop (1)
  • TheBalm (10)
  • Too Faced (1)

Search

Her Makeup Diary

  • Ana Sayfa
Created by ThemeXpose. All Rights Reserved. | Published By Gooyaabi Templates